
1800'lü yılların başındaki Amerika'nın vahşi, acımasız yanını ele alan film, Michael Punke'un 'A Novel of Revenge' adlı romanından uyarlanmış. Yönetmenliğini geçen sene Birdman filmiyle En İyi Film Ödülü de dahil üç Oscar kazanan Meksikalı Alejandro Gonzalez İnarritu'nun yaptığı film bu sene de Oscar da en iddialı filmlerden bir tanesi. İntikam çerçevesinde gelişen bir hayat mücadelesini konu alan film gerçek bir hikayeden esinleniyor. Birdman filminde de İnarritu'nun yine beraber çalıştığı görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki, ulaşabileceği en üst seviyeye bu filmle beraber çıkmış. Birdman dışında daha önce de Gravity, Children of Men filmleriyle de yeteneğinin ne kadar üst düzey olduğunu kanıtlamıştı. Ama 'The Revenant' ile beraber kendi tarzını yansıttığı doğanın nefes kesen görüntüleri izleyicide hayranlık uyandırıyor. Yakın plan çekimleriyle yaşanılanları içimizde hissetmemizi sağlıyor.
Açıkçası konu itibariyle beklenileni verdiğini düşünmüyorum. Bunu klasik, bir kitaptan uyarlama filmin eksikliği olarak da değerlendirebiliriz. Çünkü pek çok defa bu durumla karşılaşmışızdır. Çekilen filmler uyarlandığı kitaplardaki konunun hakkını bütünüyle veremiyorlar. Film, hikayenin baş kahramanı olan Leonardo Dicaprio'nun canlandırdığı Hugh Glass'ı tanımamıza olanak vermiyor. Yapılan birkaç geri dönüş bu karakterin derinliğini yansıtmaya yetmiyor. Daha çok kurgunun büyük parçası olan intikam duygusunun tetiklediği bir yaşam mücadelesine odaklanılıyor. Ama burada Leonardo Dicaprio'nun oyunculuğunu taktir etmek gerekiyor. Eminim şuana kadar aldığı en zor rollerden bir tanesi idi. Bundan 200 yıl önce Hugh Glass'ın çektiği zorlukların hemen hemen aynısını Dicaprio da bu filmle beraber yaşıyor. Tamamı doğanın tam kalbinde çekilen film, oyuncularında doğayla haşır neşir olmasını sağlıyor.

Filmde Leonardo Dicaprio'ya eşlik eden Tom Hardy de oluşturduğu değişik aksanıyla filmin kötü karakteri John Fitzgerald'ı canlandırıyor. Son zamanlarda adını sıklıkla duyduğumuz Tom Hardy bu filmle Oscar'da aday olduğu En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü hakettiğini düşünüyorum. Filmde Domhnall Gleeson, Will Poulter, Lukas Haas gibi ünlü oyuncular da olmasına rağmen kendilerine çok fazla yer bulamıyorlar. Yine de filmin kalitesini destekleyen nitelikte oyunculuklar sergilediklerini söyleyebilirim.
Çok fazla detaya inmeden konuya değinecek olursak, Hugh Glass, kürk için hayvanları avlayarak geçimini sağlamaktadır. Birgün yine ekip arkadaşlarıyla beraber kürk avına çıktıklarında bölgenin yerlilerinin baskınına uğrarlar ve orayı terk etmek zorunda kalırlar. Geri dönüşte Hugh Glass gördüğü bir yavru ayıya silahını doğrulttuğunda yavru ayının annesinin saldırısına uğrar. Ağır yaralar alan Hugh Glass arkadaşlarının ilerlemesini yavaşlatır. Öleceğini sanan ekip arkadaşları onu ücret kaşılığı başında ölene kadar beklemesi için bir kaç kişiyle beraber bırakırlar. Tahmin edilenin aksine aradan birkaç gün geçmesine rağmen Hugh ölmemiştir ama canlanacak hali de yoktur. Orada bekleyenlerden olan John Fitzgerld duruma daha fazla dayanamaz ve Hugh'u orada bir başına bırakır. Hugh yaralı ve vahşi doğada tek başınadır. İntikam alma duygusuyla kendini hayatta tutmaya çalışır. Doğanın her türlü zorluğuyla karşılaşır. Herşey intikam almak için. Ama filmde sadece Hugh Glass'ın intikamını görmüyoruz. Film genel olarak intikam olaylarının serpiştirildiği bir yapıt olmuş. Hugh Glass'ın yavru ayıyı öldüreceği sırada ayının saldırısına uğraması, beyaz insanın Amerika'yı istilasıyla büyük yara alan yerlilerin intikamı gibi konuyu dallandırmadan destekleyen bu gibi bir çok durumla karşılaşıyoruz.
Tamamını doğal ışıkla çeken İnarritu, doğanın muazzam güzelliğini tüm gerçekliğiyle beyazperdeye aktarmayı başarıyor. Bu başarıda Lubezki'nin dış çekim ustalığının büyük payı olduğunu düşünüyorum. Yakın çekim becerisiyle de karakterimizin yaşadığı tüm zorlukları onunla beraber bizde yaşıyoruz. Filmi eğer sinemada izlerseniz orada yaşıyormuş hissine kapılacağınıza hatta üşüme hissedeceğinize eminim. Bu da filmin teknik açıdan ne kadar başarılı olduğunu kanıtlıyor.
Film konu itibariyle sade bir yapıda olsa da dönemin yozlaşmış halini aktarmaktan çekinmiyor. Filmin baş kahramanı dahil hiçkimse tamamen masum bir karaktere sahip değil. Kürkleri için hayvanları öldüren beyaz insan, onları bunu yapmaya zorlayan sistem, beyaz insanın bu vahşetini engellemeye çalışan yerliler ve insanlara karşı büyük mücadele içinde olan kürkleri için öldürülen hayvanlar, hepsi o dünyanın mücadelesini intikam yoluyla veriyorlar. Böyle bir gerilimin usta ellerde harmanlanmasıyla mükemmel bir eser ortaya çıkmış. 'Leonardio Dicaprio bu sene Oscar ödülünü alabilecek mi?' sorusunu yanıtsız bırakıyorum. Alsın veya almasın kalitesi herkes tarafından bilinen ve sevilen bir oyuncu. Hatta hak ediyor olmasına rağmen almaması Leonardio Dicaprio'nun gündemde kalmaya devam etmesi için daha iyi olur diyebilirim.
